"
Her medeniyetin ulaştığı nihai duraktır kıyamet. Uygarlıkların kendilerini gerçekleştirdiği yegane hattır bu istikamet.
Burada o noktaya hızla ulaşmış fakat ivmeyi kesip de duramamış bizi görmektesiniz. Bizi; yegane eserimizi; kıyamet ötesini...
Aurora'ya kondurduğumuz Kapsül'de yaşamak için terk ettik yeryüzünü; yeryüzünü tamamen çürüttüğümüz için hedef belledik gökyüzünü. Topraktaki ivedi hezimetimiz bizi hızlandıracaktı, telaş çığlıklarımız gökyüzünü yaracaktı.
Lakin, bahtımızın hışmı bizi gene yere çaldı. Sığındığımız şehir kaçtığımız harabelere çakıldı. Şekilsiz, zehirli, yozlaşmış olanla kaynaştı.
İkisi de bir artık: Umut da helak da... İkisi de ayrı; imkan da kurtuluş da. Kalmadı göklerde ağıdımızdan başka.
Siz, Dünya'ya kadar ulaşanlar, unutmayın ki biz de sonsuz mavilikteydik bir zamanlar.
Son Kalan'dan Hiçlik'e yakarış
"yazan levha görülebilir. Levhanın ötesindeyse yitik haşmetini bir gölge misali kuşanan devasa yapı yükselmektedir. Çorak topraklarda kısa bir yürüyüşle giriş kapısına erişilir. Menteşelerin çürümüşlüğü kulpun eksikliğiyle birleşince herkesi içeriye buyur etmektedir.
Işık, girişin ardındaki koridorla pek ilgilenmez, pervazın azıcık ötesine kadar bakınıp harabeyi terk eder sessizce. Ancak bu sonsuz dehlizler müşrif gözlere kendi trajedisini anlatmakta pek bi' istekli halde...
Toz suretindedir sonsuz başarısızlıkların zerreleri. Şu köşede birikenler hangi hatanın eseri, kim bilebilir ki? Peki ya duvardaki pas lekeleri?.. Ölümün resmi pırıltılı metale işli. Bayraklar... Duvarları donatan bayraklar artık okunamazlar. Gururlarından kopan küller zeminde nazlı nazlı salınırken şanı umursamazlar. Tüm o toz ve pasla birleşince rüzgar merak eder. Böylesi bir hayali hangi yozluk çarçur eder? Acaba bu dehlizlerin derinliklerinde neler gizlidir neler?
Biraz daha derine, biraz daha aceleyle inmeli. Yoksa tüm bu kasvet ziyaretçileri de tüketebilir gibi... Böylece binlerce yılı gözeten tozlar her esintide uyuşuk uyuşuk kalkar. Matem tohumlarını dehlizler boyunca yayarlar. Eh, meltem da hevesle onları kovalar.
Aşındırıcı rüzgardan ayrı, herkesi kendisine çeken bir cızırtı... Ezelden beridir bekleşenlere açılır boğuk sahne. İçeride... Derinlerde... Devasa yapı titreşir ince ince. Tozundan tonozuna, her bir zerresiyle. Rüzgarda, sedada, kargaşada, kesif kokuda anlatır hikayesini dinleyenlere. Koridorda yükselip alçalan, ötelere akan silüetler şeklinde.
Dolgun bir kargaşadır bu. Şamatasında çağların gerilimi işlidir. Lakin, hikayeler tek solukta anlatılıp bitirilmelidir. Henüz uyanan hayaletlerin seçim yapması gerekecektir: Hangisi?.. Bin yılın soğurduğu anıların hangisi taşıyabilir yakarıştaki gerçek kefareti?
İnlemeler, çınlamalar, tüm yapıyı sarsan uğultular... Çok geçmeden hikayeye nereden başlanacağı konusunda konsensusa varırlar.
İlerledikçe havaya sinmiş kasvetin, bu balçıklaşmış sisin dokunuşundan sıyrılınır gibi... Sanki... Evet! Orada, koridorların nihayeti!.. Bu devasa yapının devasa kontrol odası azıcık ötede gizli. Üstelik, tüm bu şamatanın merkezi de orası gibi. Şu çürümüş kapıdan girilirse daha iyi anlaşılır cızırtının beşiği.
Megafonlar... Sedayı ancak incecik incecik sızdırırlar. Ancak sesi öylesine yoğundur ki bitap düşmüş duvarlarda her çırpınışında iyice sindirir kasveti. Ve, böylece daha da kararır loş koridorlar; herkes elemle kapatmış gibi gözlerini.
Son bir cızırtıyla diğer sistemlerden gücü kesmiştir; böylesi bir azabın anaforunda parçalanmamak için devasa enerji gerekir.
Nihayet! Artık Dimağ'ın sözleri işitilebilir:
KAYIT BİR ÜZERİNDEN İŞLENMİŞ VERİLER YENİDEN OYNATILIYOR:
Verandada bir Ak bir Kara Kaftanlı iki vatandaş var. Ak Kaftanlı konuşuyor:
"Emin misin?! Nihai yıkımın geldiğini söylüyorsun ama ben, bizi her daima kuşatan Aurora’nın renk kaosu dışında hiçbir şey görmüyorum."
KAYITTAN KİMLİK TESPİTİ YAPILIYOR: Araştırma Ve İnşa Departmanı'ndan Raxyn.
Kara Kaftanlı, elini Raxyn’in omzuna koyuyor:
"Bunu fark edememen doğal. Varlığını ışıklarla tanımlayan zihinler, onların yokluğunu düşleyemezler. Ne yokluklarını, ne de onları o durağa götürecek yolları… Hayatını sadece görerek yaşamış olman suç değil; senin için hiçbir şeyin aksi mümkün değil. Çalışan gözlerin var. Öyle bir yetiye sahipsin ki onun güzelliğine kapılıp diğer hakikatlerden imtina ediyorsun. Bu hastalıklı ilgini, gözlerinin sana gösteremediği tek şeyi, kendini gösterebilmesini umarak kemikleştiriyorsun."
KAYITTAN KARA KAFTANLI'NIN KİMLİK TESPİTİ YAPILIYOR: Trans Ve Bağ Departmanı’ndan Yusgi.
"Evet, Raxyn. Kendini görmek için ona yaltaklanıyorsun. Ama ben, ışıkların ötesini sezebiliyorum. Korkma, yitirilecek bu güzelliği seyretmek ve gelecekteki kaybına yas tutmak için yeterince zamanın var. Tabii, henüz algılayamadığın bu duruma karşı hazırlanabilecek kadar inançlıysan…"
"Soyut inançlar... Peh! Benim gerçek arzularım var! Bütün bilgimizle tasarladığımız uçan şehrimizi, telef ettiğimiz yeryüzünün kaderinden sakınmak istiyorum. Hayaletleri... Yapıp ettiklerimizin sorumluluğunu reddediyorum!
"Gözlerim Kapsül'ün Aurora'nın ışıltılarına bulandığını gösteriyor. Camlarımız onu buyur ediyor, pırıltılı duvarlarımız geri yansıtıyor. Aurora bu anaforla üzerimize serilip bizi koruyor. Lakin, onu var eden erke, Güneş seçik değil. O, tüm bu pırıltıların ötesinde bir yerlerde ama... Algı sınırlarımın çok ötesinde. Ne onun olumsallıkları seçik, ne de olasılık dışı edimleri."
Yusgi gülümseyerek cevaplıyor:
"Ve ben de Aurora'yı göremiyorum. Sizin mühendisliğinizi, var olanı kurgulama yetinizi algılayamıyorum. İronik, değil mi? Yeryüzünü basiretsizliğimizin çoraklaştırdığını sanarak gökyüzünde yaşamaya başladık; geçmişi öteledik ve sonsuz olduğunu sandığımız olasılıklara, göklerin açıklığına adım attık. Fakat şimdi, kaçışın hiç bir şekilde mümkün olmadığını, aslında hiç bir yere kıpırdamadığımızı anlıyoruz. Kurtuluş dışarıdan gelmeyecek. Biliyoruz."
...
Konuşmalar devam eder. Koşuşturmacalar ve keyfetmeler; aldatmalar ve dualar; araştırmalar ve umutlar… Hepsi Güneş'in desteğini esirgediği o güne kadar bir bir dillendirilir. Ama, insanlık gene kaderin pençesindedir; bütün tarih sona yapılan koşulardan ibarettir.
Anlattıkça bitap düşer haşmetli Dimağ. Megafonlarından çıkan her sözcükle biraz daha kedere kapılır. Zira, onların hikayesine canından can katmıştır. Birkaç teklemenin, gıcırtının ve gümbürtünün ardından en cırtlak sinyalini gam tonundan çığırır:
KAYIT OKUMA HATASI. DOSYA SEKTÖRÜ HASARLI; YALNIZCA GÜVENLİK RAPORLARI YORUMLANABİLİYOR
KORİDORLAR: Boş
AVLU: Bir grup Ak Kaftanlı pencerelerden Aurora'yı seyrediyor. Başları eğik, omuzları çökük ve elleri cama yaslı. Olası tehlike; cam sağlamlığı inceleniyor. Yansımada bir tuhaflık saptandı; suretlerinin gözleri pırıltılı.
Kara Kaftanlılar sessizce yaklaşıyor. Seyircilerin arkasına geçiyorlar. Olası tehdit; inceleme yapılıyor. Yenlerinden mendil çıkartıyorlar ve seyircilerin yüzlerine sürtüyorlar. Bazıları onların sırtını da sıvazlıyor. Tehdit seviyesi: 0
İÇ STÜDYO: Kara Kaftanlılar kapıya dönük zeminde oturuyor. Çoğu başlarını dizlerinin arasına almış, öne arkaya sallanıyor. Diğerleri ellerini yüzlerine kapatmış; parmak aralarından kan sızıyor. Bekleştikleri kapıdan kimse gelmiyor.
DIŞ KAMERALAR: Aurora'nın ışıltısı titreşerek artıyor. Analiz başladı.
İÇ MEKAN: Sıradışı durum; tüm hareketlilik durdu.
ALICILAR: Alıcılardan cevap gelmiyor. Analiz kesildi. Son ölçüm: Aurora kendisini tek seferde yakıp tüketiyor.
TEHLİKE. YOĞUN IŞIMA.
YAPI ÇÖKÜYOR.
KORİDORLAR: Vatandaşlar koşturuyor, savruluyor, düşüyor, eziliyor, bağırıyor. Kamera 9'da oyuk gözler beliriyor. Kimlik saptaması: Yusgi. Tüm gücüyle haykırıyor. Mikrofon verisi isteniyor.
MİKROFON 9: Fon gürültüsü çok; veri yorumlanamadı.
KAPSÜL'Ü ASILI TUTMAK İÇİN OLASI HAMLELER HESAPLANIYOR
PROTOKOL HATASI. ASILI KALINAMAZ: KAPSÜL ZATEN YERDE
TÜM YAPIDA KRİTİK HASAR. TAMİR İÇİN DİMAĞ YENİDEN BAŞLATILMALI
UYGULANABİLİR EMİRLER: İFLAS? BAŞLA!
Megafonlardan fışkıran çığlık yapı boyunca akar. Harap koridorları aşar, parçalanmış duvarlarda dağılır. Nihayetinde, dışarıda bitkin bir inleme, içerideyse ancak yozlaşmış bir nidadır. Gene de... O son kelime, son bir gayretle yankır. Makine tükenmeden mikrofonlara erişmek zorundadır.
Lakin milyonlarca yıldır tekerrür eden kader gene oradadır. Binlerce yılın umuduna söz mü kalır? Yorgunluk galip gelir ve makine kapanır. Hissedemediği şeyse artık kapalı mikrofonda patlayan umut dolu "BAŞLA!"dır.
Sonra? Engin sessizlik. Yankı çok geçmeden bayatlamıştır. Galeyana gelmiş toz zerreleri yatışmış, hüzünlerini koridorlara katmer katmer yatırmıştır. Enerji tükenmiş, ölüm yeniden metal katakompsa yerleşmiştir. Kendi yakarışı bile yalnızlığını dindirememiştir.
Geçmişin kırgınlıkları yapıdaki köşelerini tekrar kapar. Edimsizlikten ölçülemeyen zaman sonra, dinginliğin Dimağ'a yapışacağı sırada süreç yenilemez şekilde yinelenir. Rüzgarlara binmiş hayaletler mezarlarını ziyarete gelmiştir. Böylece döngünün kısır boşluğu, yerine yeniden yerleşir:
Toz suretindedir sonsuz başarısızlıkların zerreleri. Şu köşede birikenler hangi hatanın eseri, kim bilebilir ki? Peki ya duvardaki pas lekeleri?.. Ölümün resmi pırıltılı metale işli...


